E-Bülten

Hava Durumu

Faydalı Linkler

Müzik Yayını

9722 Ziyaretçi

KAZANANLAR VE KAYBEDENLER

KAZANANLAR ve KAYBEDENLER

 

Kazanan her zaman çözümün bir parçasıdır,

kaybeden her zaman problemin bir parçasıdır.

 

Kazananın her zaman bir programı vardır,

kaybedenin her zaman bir özürü vardır.

 

Kazanan “Bu işi senin için yaparım” der,

kaybeden “Bu benim işim değil ki” der.

 

Kazanan her sorunda bir çözüm görür,

Kaybeden her çözümde bir sorun görür.

 

Kazanan “Uzak ama yolu biliyorum” der,

Kaybeden “Yakın ama yolu bilmiyorum” der.

 

Kazanan çakılların yanındaki çimeni görür,

Kaybeden çimenin yanındaki çakılları görür.

 

Kazanan “Zor olabilir ama mümkün” der,

Kaybeden “Mümkün ama çok zor” der.

 

            KAYBETMEYİ GÖZE ALSANIZ DA

KAYBETMEMEKTİR BÜTÜN SORUN

 

SİZ KAZANAN OLUN


kültürsanat     05.11.2009 22:03:05
KIZILDERİLİ ŞEFİN BİLDİRGESİ

KIZILDERİLİ ŞEFİN BİLDİRGESİ

 

Aramızda pek az ortak yan var. Atalarımızın külleri bizler için kutsaldır, onların dinlendikleri yerse kutsanmış.  Sizlerse pek üzüntü duymadan uzaklaşıyorsunuz atalarınızın mezarlarından.  Ölüleriniz mezarın kapısından geçip yıldızlar arasında dolaşmaya başlar başlamaz, unutuyorlar sizleri ve doğdukları toprakları.  Bizim ölülerimizse, onları var eden o güzelim dünyayı asla unutmazlar.  Onun yeşeren vadilerini, mırıldanan ırmaklarını, görkemli dağlarını, parça parça ovalarını, yemyeşil kıyılı göllerini, körfezlerini hep severler.

 

Kızılderili adam vahşidir, sizin şehirlerinizi anlamaz, o, bir gölün üzerinden geçen rüzgarın yumuşak gürültüsünü sever. Öğleyin yağan yağmurun temizliği, taze çam yapraklarının ağırlaştırdığı rüzgar kokusundan hoşlanır. Kızıl adam için hava kıymetlidir; çünkü, hayvan, insan, ağaç, hepsi aynı solunumdan pay alır.

 

                                                                                         Kızıl Reis SEATLE


kültürsanat     05.11.2009 21:45:48
LOKMAN HEKİM'İN TAVSİYELERİ

Herkesin hakkına riayet et.

Hayırlı işler uğrunda gayret sarf etmekten geri durma.

Herkesle hoş geçin.

Çocukların talim ve terbiyesine dikkat et.

Kendin için hoş görmediğin şeyi başkalarına reva görme.

Yapacağın işleri bilerek ve düşünerek yap.

Malınla dosta düşmana gösteriş yapma.

Akrabalarınla ilişkilerini kesme, onlara yakınlık göster.

Halkın ittifakla üzerinde durduğu şeye, sende uygunluk göster.

Bir kimseyi başkasının yanında mahcup düşürme.

Herkese karşı saygılı davran.

Öfkelendiğin zaman sözünü tartarak söyle.

İnsanlara karşı güleryüzlü ve doğru sözlü ol. 

 


kültürsanat     07.11.2009 20:19:51
BİRLİKTE HAREKET ETMEK ADINA, KAZLARDAN ALINACAK DERSLER

Birlikte hareket etmek adına, kazlardan alınacak dersler;

 

Göç eden kazları havada süzülürken hiç izlediniz mi?

İzlediyseniz grup halinde “V” şeklinde bir formda uçtuklarını 
farketmişsinizdir. Bilim adamları bu konuyu araştırmış, 
“Bu kazlar neden V şeklinde bir grup yaratarak  uçarlar” diye…

 Ve sonuçta kazların hiç de “kaz kafalı” olmadıkları ortaya çıkmış.
Bu araştırmanın sonuçlarından bizlerin ders alacağı noktalar var…
Uçan her kaz, kanat çırptığında arkasındaki kaz için onu kaldıran 
bir hava akımı yaratır. V şeklinde uçan kaz grupları, birbirlerinin 
kanat çırpışlarındaki hava akımını kullanarak uçuş menzillerini 
yüzde 71 oranında uzatıyorlar. Yani tek başına gidebilecekleri 
maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlar.

 

Alınacak ders:

Belli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için biraraya gelen insanlar 
hedefe daha kolay ve çabuk erişirler. Çünkü birbirlerinin çekimini  kullanırlar.
 
Bir kaz V grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor, çünkü  
kaldıraç etkisi yaratan hava akımının dışında kalmış oluyor. 
Bunun sonunda hemen gruba geri dönüyor ve “V”nin gücünü kullanıyor.

 

Alınacak ders: 

Kafamız kaz kadar çalışıyorsa, bizimle aynı yönde gidenlerle bilgi alışverişini 

sürekli kılarız.
Başta giden grup lideri yorulduğunda en arkaya geçiyor ve hemen 
arkasındaki lider konumuna geçiyor. Bu değişikliği sürekli yapıyorlar.

 

Alınacak ders:
  Liderliği paylaşmak ve zor işi rotasyonlu yapmak ivme kazandırıyor.
 Gerideki kuşlar öndekileri daha hızlı gitmek üzere bağırarak uyarıyor.
 
Alınacak ders:

   Takım ruhu. Uçuş halindeki gruptan bir kaz hastalanır
veya bir avcı tarafından vurulur da uçamayacak hale gelirse, düşen kuşa
yardım etmek üzere iki kaz gruptan ayrılıp yanına gidiyorlar. Tekrar 
uçabilene kadar veya ölümüne kadar onunla beraber kalıyorlar. Sonra gidip   
diğer bir gruba katılıyor ve kendi gruplarına ulaşıncaya kadar onlarla beraber uçuyorlar.
 
Alınacak ders:

  İşler zorlaştığında kenetlenmenin faydası var.

Bütün Dünya Dergisi'nin İnternet sayfasından alınmıştır.


kültürsanat     05.11.2009 21:22:44
BEŞERİYET İÇİN KURTULUŞ YOLU

BEŞERİYET İÇİN KURTUUŞ YOLU

Üzerlerine Allah'ın hakim ve murakıp bulunduğunu kabul etmeyenler yalnız iki şeyden  korkarlar: Kanun hükümlerinden ve  zabıta kuvvetinden...  Şayet kanun hükümlerinden  ve zabıtanın  takibinden serbest kalacaklarını bilseler, onların yapmayacağı yoktur.  Fakat  ruhlarının derinliklerinde gizledikleri niyet ve düşüncelerinden Allah'ın haberdar olduğunu bilenler, kötü niyet ve düşüncelerinden dolayı Allah'a karşı utanırlarda, kanunun cezalandırmayacağına veya  zabıtanın ulaşamayacağına emin olsalar bile, ruhlarını kirletmezler.

Onların ruhları, hisleri ve fikirleri lekesiz ve tertemiz olur.  Allah'ı hakkıyla bilenin, yalan aklına gelmez. Hileyi hiç düşünmez, kimseyi aldatmaz. Çünkü bütün bunlar Allah'a ehemmiyet vermemenin neticesi olan kötü şeylerdir.

Allah'ın lütfunu bilen intihar etmez. keremini bilen me'yus olmaz. Büyüklüğünü bilen büyüklenmekten titrer. Allah'ın birliğini bilen, insanlığın şeref ve haysiyetini yok eden, ruhu kirleten şirkten kurtulur. Allah'ın hilmini bilen yapmakta olduğu kötülüklerin cezasının geriye bırakıldığını ve bu oranda nedametle vazgeçtiği surette affa uğrayacağını, ısrar ettiği takdirde korkunç bir akibetin kendisini beklemekte 
olduğunu takdir eder.

Allah'ın kutsiyetini bilen, Allah'tan başka herşeyin, ne kadar büyük olursa olsun, aciz, muhtaç ve eksik olduğunu tasdik eder. Emniyetin, selametin yalnız Allah'tan olduğunu bilen, içine düştüğü her türlü darlık ve ıstıraptan dolayı yanlış kapıya yalvarmaz. İzzet ve Kibriya sıfatlarının Allah'a mahsus olduğunu bilen, haysiyet ve şerefini muhafaza eder de Allah'tan başkasına zillet göstermez. Varları yok, yokları var edip duran Allah'ın öldükten sonra , tekrar dirilteceği hakkındaki vaadine inanır ve hayatını ona göre düzenler.

Allah'ın adlini bilen, kötülükten uzaklaşır. Mülkün sahibinin Allah olduğunu bilen, elindekinin evvela: ileride hesabını vermek mecburiyetinde olan, bir emanetçi olduğunu itiraf eder. Kendine ulaşmış olan her nimetin, ancak Allah'ın sevk ve iradesi ile geldiğini bilen, yalnız Allah'ın bunları kat kat artıracağını ve ebedileştireceğini bilen, önüne çıkan tüm hayırlı işleri, kıymetli birer fırsat telakki eder...

                                                                                                           Anonim


kültürsanat     05.11.2009 20:06:20
KARTVİZİT DEYİP GEÇMEYİN

 

 

KARTVİZİT DEYİP GEÇMEYİN..

İş dünyasında önemli bir yeri olan kartvizitler, doğru kullanıldığında kart yığını arasından sıyrılmayı sağlıyor. Kartviziti nasıl verip nasıl almalısınız, rengi nasıl olmalı gibi ayrıntılar size yol gösterebilir...

Sıradan bir kart deyip geçmemek gerekiyor kartvizitleri... Çünkü bu kartlar doğru kullanıldığında birçok kapıyı açabiliyor. Kişinin iş dünyasındaki aynası olan kartvizitler, bulunulan konum, sahip olunan unvan ve şirketi belirten profesyonel bir kimlik. Bu nedenle profesyonel yaşamda kimlik olarak kabul edilen kartvizitleri kullanırken belirli kurallara dikkat etmek gerekiyor.

Kartvizit kullanımı ile ilgili bir makale yazan Todd Natenberg, kartvizitleri özellikle satış dünyasının en değerli araçlarından biri olarak değerlendiriyor. “Kartvizitin gücünü ve zararını tüm yönleriyle anlamamı sağlayan pek çok olay yaşadım” diyen Todd Natenberg, yanında kartvizit bulundurmayanlardan hiç de profesyonel olmayan kartlara kadar pek çok durumla karşılaştığını söylüyor.

Birçok insanın, kartvizitlerin her iki taraf için de karşılıklı fayda anlamına gelen bir fırsatı temsil ettiğini anlamadığını belirten Natenberg, karşınızdaki kişinin üzerinde bırakacağınız etkide kartvizitinde önemli olduğunu belirtiyor.

Kartvizit hangi özellikleri taşımalı?
Bu konuda farklı görüşler olmasına karşın herkesin birleştiği nokta, kartvizitin kurum kimliğini doğru yansıtması gerektiği.

Parlaklık ve renk
Bir kartviziti farklı kılan en önemli özellik rengidir. Ancak önemli olan kartın ne kadar güzel göründüğü değil, işlevi. Kartın uyandırdığı ilk etki rengi ile ilgili ancak kartın üzerindeki yazıların okunmasını engelleyecek bir renk kullanılmaması gerekiyor. Seçilen rengin işin niteliği ile uygun olması dikkat edilecek ilk nokta. Özellikle parlak ve koyu renkler, kartvizite not almayı engeller. Diğer yandan rengin logo ile uyumlu olması gerekiyor. Logonun etkisini azaltacak ve formunu bozacak renklerin tercih edilmemesi öneriliyor. Kartın basımında kullanılan mürekkebin de renk ve kağıdın dokusu ile uyumlu olması gözden kaçırılmamalı. Açık ve soluk renkli mürekkepler kağıtta iyi durmaz.

Kartta olması gerekli bilgiler
Bir süre öncesine kadar kart üzerinde kişinin adı, unvanı, şirketin adı, adresi ve telefonu yer alıyordu. Daha sonra faks numarası, internet adresi, e-posta adresi gibi bilgiler de eklenince kartlar iyice kalabalıklaştı. Bu da kullanılan fontların daha küçük olmasına dolayısıyla daha zor okunmasına yol açtı. Bu durumu önlemek için kart üzerinde kullanılacak bilgilerin işe yarar olması gerekiyor. Örneğin bilgi işlem sektöründe ya da bölümünde çalışan birinin kartının üzerinde şirketin adresinin ayrıntılı olarak yer alması gerekmeyebilir. Ancak internet ve e-posta adresi mutlaka bulunmalı.

Her boş alandan faydalanmalı mı?
Kartvizitin ön yüzünde gerekli olan tüm iletişim bilgileri, şirketin adı ve logosu, kişinin adı ve unvanı mutlaka yer almalı. Bu bilgiler yeterince yer kapladığı için ek bir bilgiye gerek kalmıyor. Ancak bazı iletişim uzmanları, kartın arkasının da kullanılmasını öneriyor. Yalnız tam tersini düşünenler de yok değil. Kartı alan kişinin arkaya sizinle ya da şirketle ilgili not almasına izin verilmesi noktasında bu öneri de dikkate alınabilir. Ayrıca kartın arkasının siyah ya da başka bir renge sahip olması da not almayı engeller. Yine kartın arkasını Türkiye’de alışkanlık olduğu gibi çizilmemesi de dikkat edilmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor.

Japon iş adamlarına dikkat!
Her alanda kesin kuralları olan ve geleneklerine bağlı yaşayan Japonlar kartvizitlere büyük önem veriyor. Bu ülkede bir iş görüşmesine başlamadan önce mutlaka kartvizit değişimi yapılıyor. Hafif sarı renkli kartvizitler makamın itibarı ve yüksekliğini gösterir. Kartı aldığınızda mutlaka okumalı ve kişinin adını ve unvanını anladığınızı ve memnun olduğunuzu gösterir şekilde kafanızı sallayıp gülümsemelisiniz.

DOĞRU KARTVİZİT VERME YÖNTEMLERİ
• Kartvizitleri gönderilmesi gereken herhangi bir kağıt, kart ya da dosyaya yapıştırmak ya da zımbalamak iş dünyasında hoş karşılanmıyor.
• Birine kartvizit verirken arkasını paraflamak, size verilmiş kartvizitleri başkasına vermek de doğru değil.
• El sıkışmadan önce kartvizitinizi vermelisiniz.
• Kartı iki elle ya da sağ elle vermeli aynı biçimde almalısınız.
• Aldığınız kartviziti hemen cüzdan ya da cebinize koymayıp incelemelisiniz.
• Toplantı sırasında verilen kartvizitlerle oynamamalısınız.
• Biri size kartvizit vermeden siz vermemelisiniz ve “bir kartınızı alabilir miyim” dedikten sonra siz de kart vermelisiniz.
• Birden fazla kartvizit vermemelisiniz. 

 

Kaynak : İşte İnsan


kültürsanat     04.10.2009 17:33:50
MUTLU OLMA SANATI
Mutlu Olma Sanatı / 29.10.2007

Mutluluğu içinizde ararsanız zor bulursunuz.Fakat dışarıda ararsanız hiç bulamazsınız.

Pencereden bakan iki kişiden biri gökteki martıyı görür; diğeri yerdeki çamuru.

İyimser simidi görür; kötümser ortasındaki yuvarlağı .

Kederliydim ayakkabılarım yok diye, ayakları olmayan adamı görene kadar.

İnsanın mutluluğu veya mutsuzluğundan dış gerçekliğin elbette payı vardır. Ailesinin bütün fertlerini bir depremde kaybeden bir insanı nasıl mutlu edersiniz? Ama yine de insanın olaylara bakış açısının da onu mutlu veya mutsuz etmesinde payı büyüktür.İnsanın bu konuda kendine yardımda bulunması gerekir.

Kitaplar ve yaşam, her türlü olumsuz koşulda başarılı olmuş, mutluluğu yakalamış insanların örnekleriyle doludur. Beyin felci hastalığıyla dünyaya gelen Christy Brown’un kendi hayatını anlattığı (Benim hayatım sol ayağım) isimli kitabı bunlardan biridir.Yazar doğuştan felçli doğmuştur. Bütün organları felçlidir. Ancak bir süre sonra annesi oğlunun sol ayağını oynatarak kardeşinin kalemini almaya çalıştığını fark eder. İşte mücadele bundan sonra başlar. Annesinin yardımıyla sol ayağıyla resim çizer, kendini ifade eder, kitaplar yazar, hatta bilgisayar yardımıyla konferans verecek düzeye gelir.

İnsanın sahip olduğu maddi araçlarla mutluluğu arasında doğru bir orantı kurulamamıştır.

Yani senin evinde 120 eşya var benim evimde 60 tane diye sen daha mutlusun; böyle bir şey yok. “Sahip olmakla, olmak farklı şeylerdir. Sahip olmak maddi , olmak ise insanı değer zenginliğiyle ilgili bir şeydir.”Bence insanın gerçek değeri bütün maddiyatını bir kenara bıraktıktan sonra onda hala devam eden şeylerdir. Bilgi gibi, karakter gibi, ahlak gibi, sevgi gibi...

İnsanoğlu durmadan yeni bir şeyler üretiyor ve yine bunlara sahip olmak için durmadan çabalıyor.

Buna ne bütçe ne de insanın ömrü yeter. Bunlara sahip olamayınca da kendini fakir olarak değerlendiriyor. Aslında biz insanlar gerçek ihtiyaçlarla , suni ihtiyaçları ayırabilsek o zaman ne kadar zengin olduğumuzu anlarız.

Şimdi suni ihtiyaçlara yetişemediği için kendini fakir sayıp mutsuz olanlara soruyorum:

“Hiçbir çaba sarf etmeden geldiğin şu dünyada yaşaman, hem de insan olarak yaşaman büyük zenginlik değil midir? İyiyi kötüden ayırabilen bir aklının oluşu zenginlik değil midir? Gözlerinin bir tanesini kaç milyara değişirsin? Güneşi doğarken ve batarken izleyebilmen, çiçeklerin kokusunu alabilmen, çocukların saçlarını okşaman, sevdiklerine sarılabilmen, insanlara iyilik yapabilmen, kimseyi kırmadan yaşayabilmen, hiçbir cana kıymaman, helal kazanabilmen, insanları sevebilmen, Allah’a şükredebilmen, demli bir çaydan bir yudum aldıktan sonra bir oh! diyebilmen, zenginlik değil midir? Şimdi söyler misin? Sen fakir misin?

Gülümsemekten, mutlu olmaktan bulaşan bir hastalık var mıdır? Elbette yok.

Sadece mutluluğu başkalarına bulaştırabilirsiniz. Bu da kimsenin kurtulmak istemediği bir hastalık olsa gerek.Üzüntüden buluşan hastalık var mı? Ülserden başlayarak kansere kadar bir sürü hastalık bulaşır.

O halde kendimize yardımda bulunalım. Yapacağımız iş, olaylara bakış açımızı değiştirmek. Yani penceremizin camından bakınca yerdeki çamuru değil, gökteki martıyı, yıldızları görebilmeliyiz.

Kaynak; Hayatımızı değiştirecek öyküler. 1 baskı Nisan 2004 Neden kitap.

nahitserbes.com alıntı

 

 


kültürsanat     17.09.2009 09:34:19
AKIL İLİM VE CEHALET
AKIL, İLİM VE CEHALET PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 18 Haziran 2009
M. Ali KAYA
Yüce Allah aklı yarattı ve ona “Bana yönel dedi.” Akıl Allah’a yöneldi. Sonra “Mahlûkata yönel” buyurdu. Akıl mahlûkata yöneldi. Yüce Allah buyurdu: “İzzetim ve celalime yemin olsun ki senden daha değerli bir şey yaratmadım. Seni ancak sevdiğim kimselere bahşederim. Sana emreder ve seni nehyederim. Seninle mükâfatlandırır, seninler cezalandırırım.” Bu hads-i kutsi ile anlıyoruz ki Allah akıl sahiplerini mükellef tutmuş ve insanı akılları ölçüsünde mükâfatı, aklını kullanmadığı ölçüde cezayı hak edeceğini duyurmuştur.

Yüce Allah Âdem’i yaratıp cennete koyduktan sonra onu üç şeyle denemiştir. Akıl, din ve haya.. Âdem (as)  aklı tercih ettiği için dine ve hayâya da sahip olmuştur. Böylece aklın gereği iman, imanın gereği itaat ve hayânın sonucu güzel ahlak olmuştur. Aklın ne olduğu konusunda İslam bilginlerinin farklı görüşleri vardır ama hepsi aynı kapıya çıkmaktadır. Cumhur-u ulema aklı “kulluğun aracı, Allah’ı tanıma ve emirlerini anlama âleti, hayrı ve şerri ayırma ve cennete ulaşma vasıtası” olarak görmüşlerdir.

 
Akıl ile zekâyı birbirinden ayıran bilginler genel olarak zekâyı eşyayı anlama ve problemlere pratik çözüm bulmaya “zekâ” demiş aklı ise zekâyı da içine alan ama geleceği sezme ve dini anlama olarak görürler. Bu bakımdan imansızlarda akıldan ziyade zekâ ön plandadır. Mü’minlerde ise akıl önce zekâ sonra gelir. Bu bakımdan hayatı kolaylaştırma işi pratik zekânın ürünü olarak görülürken, eşyayı ve varlığı anlamlandırma aklın sonucudur demişlerdir. Bu sebeple hayatı kolaylaştıracak olan teknik ve teknolojik gelişmeler zekânın eseri olarak görülmüştür.
Zekâ “kurnazlık” olarak da ele alındığı için şeytanın aklından çok zekâsının olduğu, şeytana uyanların da zekâları ile hileye ve kurnazlığa kaçarak başarılı oldukları ifade edilmiştir. Hukemâ, “şayet şeytanda akıl olsaydı asla Allah’a isyan etmezdi” demişlerdir.

İnsanın dostu aklı, düşmanı da cehalettir. Bu sebeple akıllı ilme değer verir ve öğrenmeyi hayatının bir parçası haline getirir. Hayat boyu öğrenmekten kaçınmaz. Peygamberimizin (sav) “Beşikten mezara kadar öğreniniz” sözünü prensip edinir. Bu bakımdan “Kimin aklı varsa dini vardır. Kimin de dini varsa cennete girer” denilmiştir. Çünkü Allah insanı aklı nispetinde sorumlu tutar ve aklının derecesine göre mükâfat verir.
**
Câfer-i Sâdık (ra) anlatıyor. Adamın birisi tek başına bir adaya çekilerek Allah’a ibadet ediyordu. Ada çok güzeldi ve her tarafı ormanlarla ve otlaklarla çevriliydi. Güzel bir dağdan çıkan tatlı suya ve çevresinde her türlü meyve ağaçlarına sahipti. Adam âbiddi ve hiç günah işlemeden Allah’a ibadet ediyordu. Bir melek onun Allah katında sevabını merak ederek yüce Allah’tan sevabını görmek istedi. Allah kulun sevabını meleğe gösterince melek bu sevabı az buldu. Hikmetini anlamak istedi. Yüce Allah meleği bir insan suretinde o abidin yanına gönderdi. Adama ‘ben de ibadetle meşgul birisiyim. Senin ibadetini duydum ve seninle beraber ibadet etmek için buraya geldim’ dedi. Melek o adamın yanında bir gün kaldı. Sabah olunca melek adama dedi: “Senin bu mekânın ne kadar güzeldir. Burada ibadetten başka bir şey yapılmaz.” Adam dedi: “Ama buranın bir kusuru vardır. Bu güzel otlar zayi olup gitmektedir. Rabbimin malı ve eşeği olsaydı onları güderdim ve bu otlar zayi olup gitmezdi.” Melek ona dedi: “Sence Rabbimin hayvanı yok mudur?” Adam dedi: “Şayet olsaydı bunca otun zayi olmasına müsaade etmezdi.”

Yüce Allah meleğe vahyetti ve buyurdu: “İşte ben kuluma aklı kadar sevap verdim.”

**
Allah insana akıldan daha değerli bir şey vermemiştir. Akıllının gece uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır. Akıllı insanın evinde oturması cahilin cihadından hayırlıdır. Allah nebi ve resullerini akıl bakımından olgunlaşmadan görevlendirmemiştir. Peygamberin aklı ümmetinin tamamından daha fazladır. Bütün abidler ibadetin üstünlüğü bakımından akıllı birinin ulaştığı mertebeye ulaşamaz. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alırlar” (Bakara, 2:269) buyurur.  

  Akıl, bağlamak ve tutmak anlamına gelir. İnsanın idrak ve anlayışı demektir. Ayette geçen “elbab” kelimesi, öz ve lübbün çoğuludur; akıl anlamındadır. İnsanın iyiyi, kötüyü, hakkı ve batılı, doğruyu ve yanlışı anlama ve idrak etme kabiliyetidir akıl. Nitekim yüce Allah “Sözü dinleyip güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği gerçek akıl sahipleri onlardır” (Zümer, 39:18) buyurarak onları övmüştür.

Kâinat akıl sahipleri ile konuşur ve akıllı olanlar varlıkların lisan-ı hallerinden ne dediklerini anlar ve ibret alırlar. Eserden ustayı, nimetten Mün’imi, sanattan Sanii, sebeplerden müsebbib-i hakikiyi gören ve idrak eden akıldır.
Akıllı insanın dili kalbindedir, cahilin aklı dilindedir. Akıllı insan kendisini işi ile gösterir. Akıllı susar işi onu över. Ziya Paşa bu sebeple “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde…” demiştir.

Akıllı insan çoğunluğa değil doğru olana uyar. Yüce Allah “Çoğunluğa uyarsan seni Allah yolundan sapıtır” (En’am, 6:116) buyurur. Allah yolunda ihlâsla giden azınlığa uymak insanı yüceltir. Yüce Allah “Kullarımdan pek azı şükreder” (Sebe, 34:13) “İman edip Salih amel işleyenler ne kadar azdır” (Sad, 38:24) buyurur. İnsanların çoğunluğu maalesef “akıllarını kullanmazlar” (Mâide, 5: 103)

Yüce Allah “ilim ve hikmeti” akıl sahiplerine verdiğini belirtir. “Allah dilediğine hikmet verir. Kime hikmet verilmişse ona her türlü hayır verilmiştir; ama akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmezler” (Bakara, 2:269; Âl-i İmran, 3:7)
**
Hak karşısında mütevazı olan insanların en akıllısıdır. Dünya bir denizdir. Takva gemidir. Bu gemiyi yürüten enerji imandır. Yelkeni tevekküldür. Kaptanı akıldır. Kılavuzu ilimdir. Demir atması ise sabırdır. Böyle olursa o gemi batmadan selamete erer. Allah peygamberlerini sırf akıllarını kullansınlar diye göndermiştir. Dini en iyi anlayan ve Allah’ın emir ve yasaklarını çok iyi bilenler akıl sahibi olanlardır.

Akıllı insan, kendisini yalanlamasından endişe ettiği kimseyle ko¬nuşmaz. Vermemesinden korktuğu bir kimseden, bir şey istemez. Güç yetiremeyeceği şeyi vaat etmez. Hak ettiğinden fazlasını ummaz. Üstesinden gelemeyip elden ka¬çıracağından korktuğu şeyi, gerçekleştirmeye kalkışmaz.

Allah akla yetmiş beş asker vermiştir. Zıtları ise cehaletin askerleridir.
1) Hayır / Şer.
2) İman / Küfür.
3) Tasdik. / İnkâr.
4) Umut / Umutsuzluk.
5) Adalet / Haksızlık.
6) Hoşnutluk / Hırçınlık.
7) Şükür / Nankör.
8) İyimserlik / Karamsarlık.
9) Tevekkül / Hırs.
10) Şefkat/Yüreklilik.
11) Merhamet / Gazap.
12) Bilgi/Bilgisizlik.
13) Anlayışlılık / Ahmaklık.
14) İffetlilik, şereflilik / Şerefsizlik, rezillik
15) Züht / Dünyaperestlik.
16) Yumuşaklık / sertlik.
17) Utangaçlık / Utanmazlık.
18) Alçak gönüllülük / Kibirlilik.
19) Teenni (temkinli olmak) . / Acelecilik.
20) Ağırbaşlılık / Hafiflik, beyinsizlik.
21) Suskunluk / Boşboğazlık.
22) Uysallık / Dik başlılık.
23) Teslimiyet / Kuşku.
24) Sabır / Sabırsızlık.
25) Hoşgörü / İntikam.
26) Zenginlik (kanaatkârlık) / Yoksulluk (açgözlülük).
27) Hatırlama / Gaflet etmek.
28) Ezberleme / Unutma.
29) Özlem / Uzaklaşma.
30) Kanaat / İhtiras.
31) Yardımlaşma / Esirgeme.
32) Dostluk / Düşmanlık.
33) Vefa / Vefasızlık.
34) İtaat / İsyankârlık.
35) Boyun eğme / Ululanma.
36) Selâmet / Bela.
37) Sevgi/Buğz.
38) Doğruluk / Yalan.
39) Hak / Bâtıl.
40) Güvenilirlik / İhanet.
41) İhlâs / Bulanıklık.
42) İzzet-i nefs / Aptallık
43) Birbirinin kusurunu örtmek / Birbirine kusur bulmak.
44)  Birbirinin gıyabında sağlam olmak / Hileyle aldatmak.
45)  Sır saklamak / Sır ifşa etmek
46)  Namaza özen gösterme / Namazı zayi etme.
47)  Oruç tutma / Oruçsuzluk.
48)  Cihad / Cihaddan kaçma.
49)  Ahdine sadakat / Ahdi bozma.
50)  Yanında konuşulanı koru¬mak/Koğuculuk
51)  Anne-babaya iyilik, / Anne-babaya karşı gelme.
52)  Doğruluk / Riya.
53)  Maruf / Münker.
54)  Örtünme / Açılıp saçılma.
55)  Takiyye / Yayma, pervasızlık.
56)  İnsaf / Tarafgirlik. 
57)  Hoş geçinmek / Azgınlık, saldırganlık.
58)  Temizlik / Kirlilik.
59)  Hayâ / Utanmazlık. 
60)  İtidal / Haddi aşma, aşırılık.
61)  Rahat/Meşakkat.
62)  Kolaylık / Zorluk.
63)  Bereket / Tükeniş.
64) Dengeli olmak, / Durmadan çoğaltma yarışı.
65)  Hikmet / Hevâ ve heves.
66)  Ağırbaşlılık, vakar / Hafiflik
67)  Mutluluk / Bedbahtlık.
68)  Tövbe / Günahta ısrar
69)  Af dileme / Mağrur olma,
70)  Dikkat ve muhafaza / İhmal ve hafife alma.
71)  Allah'a yönelip yakarma / Yüz çevirip tenezzül etmeme
72)  Çalışkanlık / Tembellik.
73)  Sevinç / Hüzün.
74)  Kaynaşma / Ayrılık.
75)  Cömertlik / Cimrilik. (Kaynak: Kuleynî, Usul-i Kâfî, Akıl ve İlim Babı)

Aklın sayılan bu askerlerinin tümü, ancak bir nebide veya nebinin vasisinde, ya da Allah'ın kalbini sınayarak kötülüklerden arındırdığı bir mü'minde toplanabilir. Allah dostlarına gelince onlardan hiç kimse yoktur ki, bu as¬kerlerin bir kısmına sahip olmasın ve gitgide tekâmüle doğru yol almasın, cehaletin askerlerinden peyderpey arınmasın. Bu süreç tamamlandıktan sonra nebiler ve vasi¬lerle birlikte en yüksek dereceye ulaşır. Bu dereceye ulaşmak için her şeyden önce aklı ve askerlerini bilmek, tanımak. Cehaletten ve askerlerinden de uzak durmak ge¬rekir. Allah, bizi ve sizi itaatine ve hoşnutluğuna ulaşmada başarılı kılsın.
**
Yüce Allah peygamberlere “insanlara akıllarının alabileceği şekilde konuşmakla emredilmişlerdir. Aklın alameti ahlaktır. Bunun için peygamberimiz (sav) “insanlar içinde aklen en olgun olanı, ahlakı en güzel olanıdır” buyurmuşlardır.

Bir insanın aklı yoksa işlediği ameller ve hayırlar onun derecesini yükseltmez ve sevabını artırmaz. Akşama kadar yaptığı hayrı sabaha kadar yıkar. Sabaha kadar yaptığını akşama kadar yıkar.

Allah insanlara peygamberleri kabul edebilecekleri delillerle göndermiştir. Hz. Musa (as)  zamanında sihir rağbetteydi. Hz. Musa’nın (as)  asası sihir nevinden olup bütün sahirlerin sihirlerini yuttu. Bunu görenlerin aklı ve kalbi tatmin oldu ve iman ettiler. Hz. İsa (as)  zamanında tıp ve tababet rağbetteydi. Hz. İsa (as)  nefesi ve duası ile bütün hastalıkların şifasını ve dermansız dertlerin devasını gösterdi ve insanlar bu delil ve mucize ile imana geldiler. Hz. Muhammed (as)  zamanında edebiyat, hikmet ve belağat revaçta bulunuyordu. Kur’ân-ı Kerim ilim ve hikmeti, belağatı ve i’câzı ile o zamanın en büyük mucizesi olarak okuyanların akıl ve kalplerini teshir ederek imanlarını sağladı.

Akıl ve ilmin revaçta olduğu ahir zamanda ise insanların akıllarına ve duygularına hitap ederek, akıllarını ve kalplerini tatmin etmek gerekir. Risale-i Nur bu zamanda Kur’ânın bir mucize-i maneviyesidir. Akılları ve kalpleri tatmin ediyor.

Ahir zamanda Mehdi ortaya çıktığı zaman Allah onun elini insanların başları üzerine koyar. İnsanların akıllarını derleyip toparlar. Akıllarını tatmin ve kalplerini getirdiği hüccetlerle teshir eder. Allah ile kullar arasında hüccet ve delil peygamberlerdir; kullar ile Allah arasındaki hüccet ise akıldır. Peygamberler Allah’ın kullarına elçisi, kulların da Allah’a elçisidir.
**
Cehaletten daha koyu bir yoksulluk, akıldan daha faydalı bir mal yoktur. İnsanın kendisini beğenmesi akıl zaafının delilidir. Akılsız dindarlığın bir değeri yoktur. İman ile küfür arasında kıt akıldan daha başka bir şey yoktur. Dindeki hikmeti ve ilmi ortaya çıkaran akıldır.

Câfer-i Sâdık (ra) buyurdu: “Her şeyin ilki, kaynağı, gücü, onarıcısı ve ancak onunla yararlı olma imkânını bulduğu şey akıldır. Allah, aklı kulları için bir süs ve bir aydınlık kılmıştır. Çünkü kullar, akılla yaratıcılarını bilir, kendilerinin ya¬ratılmış olduklarının, bir yöneticilerinin olduğunun, kendilerinin yönetilenler olduk¬larının, Onun kalıcı, bakî, kendilerininse geçici, fânî olduklarının bilincine varırlar.

Allah'ın yarattığı gökten, yerden, güneşten, aydan, geceden ve gündüzden O’nun varlığına ve birliğine ilişkin delilleri akıl aracılığıyla edinirler. Bütün bunların ve kendilerinin bir yaratıcısının olduğunu, bu yaratıcının asla zail olmadığını, olma¬yacağını akıl aracılığıyla kavrarlar. Onunla güzeli çirkinden ayırt ederler. Karanlığın cehalette ve aydınlığın ilimde olduğunu bilirler. Bütün bunları akıl, onlara gösterir.”

Orada bulunanlar İmam’a dediler ki:
“Akıl tek başına yeterli midir? Kulların başka bir şeye ihtiyaçları yok mudur?”
Buyurdu ki: “Akıllı insan, Allah'ın var oluşunun dayanağı, süsü ve hidayeti kıldığı aklı aracılığıyla Allah’ın hakkın kendisi ve Rabbi olduğunu bilir. Yaratıcısı¬nın bazı şeyleri sevdiğini, bazı şeyleri sevmediğini, Ona itaat etmenin ve Ona isyan etmenin söz konusu olduğunu anlar. Aklının bütün bunları gösteremediğini de fark eder ve ancak ilimle, ilmi talep etmekle eğri ile doğrunun farkına varacağını bilir. Yine ilmi elde edememesi durumunda aklının kendisine bir yarar sağlamayacağını da anlar. O halde akıllı insanın, ilim öğrenmesi ve ilmin dayanağı olan âdabı ve usu¬lü kavraması bir zorunluluktur.

Akıldan daha verimli zenginlik yoktur. Ahmaklıktan daha düşük fakirlik yoktur. Bir iş için istişareden daha güçlü bir destek olmaz.

 fikirbahcesi.org'dan alınmıştır.

kültürsanat     01.09.2009 05:59:45
KUR'AN'A GÖRE CAHİL KİMDİR ?


Konu : Kur’an’a Göre Cahil Kimdir

İnsanın hayat içerisinde kullandığı kavramlar çok önemlidir. Çünkü her bir kavram, kişinin olayları ve hayatı doğru bir şekilde değerlendirebilmesi için, birer ölçü birimi ve birer mihenk taşıdır. İşin başında elindeki ya da zihin dünyasındaki ölçü birimi yanlış olan biri, önüne gelen her şeyi yanlış ölçüp, biçecektir. Bunun için inanan her insan kullandığı tüm kavramları vahye inşa ettirmek zorundadır. Kavramların vahye inşa ettirilmesi insana Allah (c.c. ) ile aynı dili konuşmasını sağlayacaktır. Hal böyle olunca insan Allah’ın gör dediğini görecek, O’nun (c.c. ) baktığı yerden hadisata bakıp, O’nu (c.c. ) razı ve memnun edecek bir hayatın sahibi olacaktır.

Öyleyse gelin çokça kullandığımız, ama hep tek bir anlama sıkıştırıp, diğer anlamlarını ihmal ettiğimiz önemli bir Kur’an kavramı olan cehalet ve buna duçar olan cahilin ne anlama geldiğini Kur’an aynasından bakarak öğrenelim. Kur’an cahil, cahiliye ve cehalete dair onlarca ayette çok geniş ve farklı açıklamalarda bulunur. Bizim burada bunların hepsine değinmemiz mümkün değildir. Biz sadece Kur’an’ın ce-he-le kökünden türetilen ve çeşitli kalıplarıyla 24 ayette geçen ifadelerin bağlamını dikkate alarak bazı tespitlerde bulunmaya çalışacağız.

Kur’an içerisinde geçen 24 kullanımın, 4’ü direk cahiliye olarak geçmektedir. Bu 4 kullanıma dair Kur’an’ın bize söylediğini ve söylemek istediğini bir daha ki yazıya havale ederek, öncelikle ce-he-le kökünden türetilen kelimelerle Kur’an’ın kime cahil dediğine bir bakalım.

Cahil: Bilgisiz olan, bir şey hakkında yeterli ilme ve bilgiye sahip olmayan, bir şeyin önemini gereği kadar fark edememiş olandır. Genelde cahil deyince hepimizin anladığı ilk mana budur. Çok ilginçtir, Kur’an böyle bir cahilliği çok da kınamamakta, bilgisizlikten dolayı yapılan yanlışların Allah tarafından af edilebileceğini söylemektedir. ( Nisa 4/17; En’am 6/54; Nahl 16/119; Hucurat 49/6 )

Cahil: Allah’ın emirlerine karşı soğuk davranan, o emirleri basite alıp gereğince önemsemeyen ve daha da kötüsü o emirlerin üzerine başka sözler söyleyendir. (Bakara 2/67 )

Cahil: Etrafında kendisine hakkı ve hakikati anlatan binlerce ayet, işaret ve mucize olmasına rağmen halen olağanüstü işler bekleyendir. (En’am 6/35, 111 )

Cahil: İyiliği emretmeyip, kötülükten alıkoymayan, insanların hatalarını bağışlamayan, müsamaha ve hoşgörü ile etrafındakilere muamele etmeyendir. (Araf 7/199 )

Cahil: Hakkında kesin bilgileri olmamasına rağmen zanna dayanarak bazı şeylerin peşine düşen ve elde ettiği eksik bilgiler üzerine hükümler bina edendir. (Hud 11/46 )

Cahil: Şehvet ve nefsanî arzularının peşinde koşan, insanı ayartan iç güdülerinin esiri olandır. (Yusuf 12/33 )

Cahil: Emanete ihanet eden, kendisine teslim edilen her ne ise, onu koruyup gözeteceği yerde, umursamayıp zayi edendir. (Ahzab 33/72 )

Cahil: Allah’a ait bir alanı başka şeyler ile paylaşan, bu paylaşımı meşru göstermeye çabalayan ve başkalarının da böyle yapmaları için teşvik edendir. ( Araf 7/138; Zümer 39/64 )

Cahil: Gönderilen elçilerin mesajlarına karşı kulak tıkayıp onları işitmeyip, anlamayan yada anlamasına rağmen anlamak istemeyendir. (Hud 11/29; Ahkaf 46/23 )

Cahil: Boş ve faydasız söz, iş ve düşüncelerin peşinde olan, nerede nasıl davranacağı belli olmayan, kendini bilmez ve taşımaz bir hayatın sahibi olandır. ( Kasas 28/55 )

Cahil: Sosyal hayatta olan biteni tam anlamı ile anlamayan ve insanların dertlerini çözüme kavuşturmak için uğraşmayandır. (Bakara 2/273 )

Cahil: Allah’ın başkasına bahşettiği bazı güzellikleri çekemeyerek kıskanan, kendi elinde bulunan nimetlere şükür edeceği yerde, başkalarının elinde bulananları hazmedemeyendir. (Yusuf 12/89 )

Cahil: Başkalarına dil uzatan, kendisi salih bir amel ortaya koymadığı gibi, güzel iş yapanlara engel olan ve güzelliği ortadan kaldırmak için ona-buna çelme takandır. (Furkan 25/63 )

Görüldüğü gibi ilahî kelamın lügatinde cahil, çok zengin bir anlam hazinesine sahiptir. Bu anlamları dikkate aldığımızda Efendimiz’in Mekke’nin en kültürlü ve soy itibari ile en asil insanına neden Ebu Cehil/Cehaletin babası dediğini daha iyi anlıyoruz. Vahye tamamen teslim olan ve kullandığı tüm kavramlarını ona inşa ettiren Efendimiz (s.a.v. ) nasıl ki, cahilin anlamını çok iyi kavramıştıysa; cehaleti de çok iyi kavramış, onu belli bir zamanın ve mekânın ismi olarak değil, bir zihniyet ve hayat tarzının ifadesi olarak anlamış ve ümmetine de böyle anlamaları için çeşitli uyarılarda bulunmuştur.

Öyleyse gelin “Cahiliye zihniyetinin en temel özellikleri nelerdir? Bir hayat tarzının cahiliye diye isimlendirilmesi için ne gibi hususiyetler taşıması gerekmektedir?” sorularına cevaplar arayalım.
İyisi mi; biz susalım, Kur’an konuşsun ve bir dahaki yazımızda cahiliye zihniyetinin özeliklerini bize anlatsın.


Muhammed Emin Yıldırım


kültürsanat     01.09.2009 05:44:11
İFTİRA

 

İFTİRA



Olmayan birşeyi olmuş gibi anlatmak veya nakletmek. Hayatta insanoğlunun çeşitli arzu ve beklentileri vardır. Bu beklentilerine bazen erişemeyebilir. Böyle bir durumda, bazıları kendi kaderine razı olurken; bir kısım insanlar da arzu ettiklerini zorla elde etmeye çalışırlar. Bu bakımdan iftira, bir kimseyi veya bir şeyi elde etmek veya o şeyi başkalarından kıskanıp, zarar verme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Her halükârda, dünya için önemli olan bir nesneye karşı olan zaafın neticesinde iftira yapılır.

İftira son derece kötü ve tahribedici bir hadisedir. Hem iftirayı yapan ve hem de kendisine iftira edilen kimse için oldukça rahatsız edici bir tutumdur. İftira sonucunda insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağları zayıflar; dayanışma gücü ortadan kalkar. insanlar birbirine güven duymaz olurlar. Bu güvensizlik, bir toplumun sosyal hayatını tamamen felce uğratan yıkıcı bir etki yapar. İftira, toplumdaki güzellikleri yakıp bitiren bir ateş gibidir.

İftira, toplumda adaletin tam olarak etkisini kaybettiği zamanlarda yaygınlaşabilen bir sosyal ve ahlâkı hastalıktır. Çünkü adaletsizlik ve takipsizlik, kötü fiillerin yaygınlaşmasına ve artmasına yol açan bir başıboşluğa sebep olmaktadır.

İslâm'da iftira konusu, üzerinde oldukça fazla durulan bir konu olmaktadır. Çok sayıda ayet-i kerime, iftira'nın özelliğinden ve onun Allah'ın nezdinde sevilmeyen ve hatta yerilen bir davranış olduğundan bahsetmektedir.

İftiranın en ağırı namus üzerine atılan iftiradır. Bunu, Hz. Âîşe ile ilgili olarak "İfk"* olayında görmekteyiz Olay özet olarak şöyle cereyan etmiştir: Hz. Peygamber ashab-ı kirâmla sefere çıkarken, kura ile belirlenen bir eşini de beraberinde götürürdü. Bu usulle, Mustalikoğulları Gazâsına da Hz. Âîşe katılmıştı. Konaklama yerinde, devenin üzerindeki gölgelikten (mahfel) tuvalet ihtiyacı için çıkan Âîşe (r.anhâ), dönüşünde gerdanlığını düşürdüğünü farketmiş, aramak için yeniden çıkmıştır. Bu sırada ordu yola çıkmış, Hz. Âîşe, devenin üzerindeki gölgeliğin içinde zannedilmiştir. Dönüşte unutulduğunu anlayan Hz. Âîşe, orada beklemiş, ordunun arka gözcüsü Safvân b. Muattal O'nu devesine bindirerek yolda orduya yetiştirmişti.

Münâfıkların reisi Abdullah b. Ubey ve arkadaşları bunu fırsat bilerek Hz. Âîşe'ye zina iftirasında (ifk) bulundular. Bir aydan fazla bir süreyle bu dedikodu Medîne'de dolaştı. Hz. Peygamber ve Âîşe validemizin yakınları bu olaya çok üzüldü.

Daha sonra Hz. Âîşe Nûr sûresindeki şu ayetlerle temize çıkardı:

"O uydurma haberi getirip iftira (ifk) atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu kendiniz için bir ser sanmayın, bilakis o, sizin için hayırdır. İftirada bulunanlardan her birinin kazandığı günaha göre cezası vardır. Onlardan günahın en büyüğünü yüklenene de büyük bir azap vardır."

"İftirayı işittiğiniz zaman, mümin erkeklerin ve mümin kadınların, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?"

"Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki, bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, Allah nezdinde, yalancıların da kendileridir"

"Eğer Allah'ın lütuf ve merhameti, dünyada ve ahirette üzerinizde olmasaydı, yaydığınız fitne yüzünden, size mutlaka büyük bir azap dokunurdu."

"Siz o iftirayı dilinize dolamıştınız. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu önemsiz birşey sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır "

"O asılsız sözü duyduğunuz zaman: "Bunu konuşmak bize yakışmaz. Haşa! Bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?" (en-Nûr, 24/1116).

Hz. Peygamber inen bu ayetleri tebliğ ettikten sonra; "Ya Âîşe, Allah'a hamd et. Allah seni, iftiracıların isnadından kesin olarak berî kıldı" buyurdu. Bunun üzerine Âîşe (r.anhâ) nin annesi: "Kızım, kalk da Resulullah (s.a.s)'a teşekkür et" deyince, Hz. Âîşe; "Hayır kalkmam ve yalnız Allah'a hamdederim" diye cevap verdi (bk. Buhârî, Tefsîru Sûre, 24/6, Meğâzi, 12, 32, 34, Şehâdet, 2, 15, Eymân, 13, 18, İ'tisâm, 28, Tevhîd, 35, 52; Müslim, Tevbe, 56; Ebû Dâvud, Salât, 122; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 194, 195, 197; Kamil Miras, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, Ankara 1984, VIII, 73-97).

İftira eden kimse, bununla amacına ulaşamaz ve sonunda dünyevî ve uhrevî bakımdan kendisi zararlı çıkar. Nebî (s.a.s) "İftira eden kimse zarara uğramıştır" (Ahmed b. Hanbel, I, 91) buyurur.

İffetli bir kadına zina isnadında bulunup da bunu dört erkek şahitle ispat edemeyen bir kimse kazif cezasına çarptırılır. Bunlara ceza olarak seksen değnek vurulur ve bundan sonra şahitliklerine güvenilmez (bk. en-Nûr, 24/4; "kazf" mad.). Zina isnadında bulunan kimse kadının kocası olur ve dört şahitle bunu ispat edemezse "mulâane" yoluna başvurulur (bk.en-Nûr, 24/6-9; "Liân" mad.).

En ağır iftirayı atan kimse bile sonradan pişmanlık duyar ve durumunu düzeltirse Cenâb-ı Hakkın mağfiretine nail olabilir (en-Nûr, 24/4-5).

Günümüzde fertlerin birbirine iftirası yanında basın ve yayın yoluyla da iftiralar yapılmaktadır. Namus, iffet, haysiyet ve zimmet üzerindeki bir iftira ne kadar çok yayılırsa, iftiracının sorumluluğunun da o nisbette artması tabiidir. Ayette şöyle buyurulur: "Mümin erkek ve o kadınlara işlemedikleri bir günahla eziyet edenler (onlara iftira atanlar), doğrusu açık bir günah yüklenmişlerdir" (el-Ahzab, 33/38).

Sami ŞENER


kültürsanat     08.08.2009 17:45:03
HER KİŞİ MESLEK SAHİBİ OLABİLİR, ANCAK...
Ölümsüz başarının nedeni...
 
Her kişi meslek sahibi olabilir, ancak, önemli olan, mesleğin sergilendiği, uygulandığı alanda o kişinin tanınmasıdır.  Bu da yapılan işin kusursuz ve beğenilir olması ile mümkündür.
 
Üstlenilen işi zamanında ve istenilen koşullara uygun olarak bitirmek, ulaşılan mutluluğun en tutarlısıdır.
 
İnsanı salt akıl başarıya götürmez, akıl, bilgi ve beceriyle süslenirse, oluşan başarı ölümsüzdür. 
İlkutlu Gönülal'dan alıntı.

kültürsanat     13.07.2009 13:14:13
ESİNLER...
...Yalnız iyiliktir insanın dünyadaki kazancı...
ESİNLER
  • Yemek yiyip karnın doyduğunda, yiyecek bulamayanları da getir aklına
  • Yaptıklarına ne karşılık bekle, ne de alkış. İyiliği sevgi ile iyilik olduğu için yapmaya çalış.
  • İnsanın baştan çıkması için sebep çok. Altının altını oymadığı değer yok.
  • Dünya bir han, hepimiz yolcu. Değil hiç kimse hancı. Yalnız ettiği iyiliktir, insanın dünyadaki kazancı.
  • Ne zaman kadının düzeyi düşer, Beşer de sendeler ve düşüşe geçer.
  • Sorunlara gereğinde çekinmeden vurmalı neşteri.  Toplumsal hastalıkları iyi eder, yapıcı eleştiri.
  • Beyaz güvercin ve defne dalı, her ikisi de barışa sevdalı.
  • Elindekilerle yetin, çalma, aç kal, ama alçalma.
  • Baş başa vermiş, anlaşan iki baş. Birbirine arka çıkar, gerçek arkadaş.
                               Olgay Göksel, SEVGİ DÜNYASI'ndan

kültürsanat     13.07.2009 13:09:32
2600 YIL ÖNCE...
Eski Çin Yaşam Felsefesinden. Kuan Tzu'dan şiir
 
2600 Yıl Önce Yazılmış Çin Şiiri
Bir yıl sonrası ise düşündüğün, tohum ek.
Ağaç dik, on yıl sonrasıysa tasarladığın.
Ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini, halkı eğit o zaman.
 
Bir kez tohum ekersen, bir kez ürün alırsın.
Bir kez ağaç dikersen, on kez ürün alırsın.
Yüz kez olur bu ürün, eğitirsen milleti.
 
Birisine bir balık verirsen, doyar bir defalık
Balık tutmayı öğret, doysun ömür boyunca...
                                                      Kuan-Tzu

kültürsanat     13.07.2009 13:07:25
EĞER KİŞİ...
EĞER KİŞİ;  HEM AKILLI  HEM ÇALIŞKAN İSE,  TAKDİR ET.
ÇALIŞKAN FAKAT AKILLI DEĞİL İSE,   DİKKAT ET.
AKILLI FAKAT TEMBEL İSE, İKAZ ET.
HEM AKILSIZ HEM TEMBEL İSE,  İMHA ET.

kültürsanat     13.07.2009 13:04:24
YAŞAMAYA ZAMAN AYIRIN
Bakın, yaşlı bir şair ne öğütler veriyor.
YAŞAMAYA ZAMAN AYIRIN
  • Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman yaşamak için var edilmiştir.
  • Vakit öldürmek, intihar etmek demektir.
  • Çalışmaya zaman ayırın, muvaffakiyetin bedeli budur.
  • Düşünmeğe zaman ayırın, iktidarın kaynağı budur.
  • Eğlenmeye zaman ayırın, sağduyunun kaynaklarından biri budur.
  • Etrafınızdakilere nazik davranmağa zaman ayırın, saadete giden yol budur.
  • Hayal kurmağa zaman ayırın, dünyanın dertlerini kısa bir zaman unutmak için, en tatlı çare budur.
  • Etrafınıza bakmağa zaman ayırın, günler, insanın egoist olmasına izin vermeyecek kadar kısadır.
  • Gülmeğe zaman ayırın, ruhun musikisi budur.
  • Çocuklarla oynamaya zaman ayırın, bu zevklerin en büyüğüdür.
  • Terbiyeli olmaya zaman ayırın, bu cemiyet insanının sembolüdür.
 
                                                   Yaşlı bir Şair

kültürsanat     13.07.2009 13:02:16
BAŞARI NEDİR?
Başarı üzerine ilham verici...
 
  • Sık ve çok gülmek;
  • Zeki insanların saygılarını ve sevgilerini kazanmak;
  • Dürüst eleştirmenlerin onayını kazanmak ve sahte dostların ihanetine dayanmak;
  • Güzelliği takdir etmek;
  • Başkalarının en iyi yönlerini keşfetmek;
  • Kendinden vermek;
  • Sağlıklı bir çocuk, güzel bir bahçe veya iyileştirilmiş toplumsal bir koşul ile dünyayı biraz daha iyi bırakmak;
  • Hevesle gülmüş, oynamış ve sevinçle şarkı söylemiş olmak;
  • Tek bir canlının bile senin sayende daha kolay soluk alabildiğini bilmek-
  • Bu başarmış olmak demektir.
 
                                           Yazar, Ralph Waldo Emerson

kültürsanat     13.07.2009 13:00:01
KENDİ YILDIZINI BULMAK
Sık rastlanan bu öyküyü birde burada okumak ister misiniz? Kendi Yıldızını Bulmak. Ve fark yaratmak...
 
Lauren Tseley'nin  bir öyküsü bu...
 
''Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahillerine giden bir aydın adam varmış.  Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış.  Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi hareketler yapan  bir insan silueti görmüş.  Başlayan güne dans eden biri olduğunu düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış.  Yaklaştıkça bunun genç bir adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş.  Bir kaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş.  Biraz daha yaklaşınca seslenmiş:
 
-Günaydın. Ne yapıyorsun böyle.
Genç adam durmuş, başını kaldırıp cevap vermiş:
 
-Okyanusa denizyıldızı atıyorum.
 
-Sanırım şöyle sormalıydım. Demiş bilge adam... Neden okyanusa denizyıldızı atıyorsun?
 
-Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor.  Eğer onları suya atmazsam ölecekler.
 
-Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı denizyıldızı dolu. Hiç bir şey fark etmez.
 
    Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir denizyıldızı almış ve dalgalanan denize doğru fırlatmış.
 
-Bunun için fark etti.
    
Bu cevap bilgeyi şaşırtmış.  Ne söyleyeceğini bilememiş.  Geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş.  Gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden  gitmemiş.  Aklından çıkartmaya çalışmış, bir türlü olmamış.  Nihayet akşama doğru fark etmiş ki, o koca bilim adamı, o büyük şair, bu gencin davranışının  özünü kavrayamamış.  Çünkü bu gencin aslında yaptığının  evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil,  evrende bir oyuncu olmayı ve fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış. Utanmış. 
 
O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda  bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış giyinip sahile inmiş ve o genci bulmuş.  Ve bütün sabahı  onunla okyanusa denizyıldızı atarak geçirmiş. ''

kültürsanat     13.07.2009 12:58:41
KİŞİSEL ÖZGÜRLÜĞE GÖTÜREN 7 YOLDAN 7.Sİ
CESUR BİR ADAM TEK BAŞINA ÇOĞUNLUKTUR.
7. Şahsi sorumluluğa karşı büyük bir arzu geliştiriniz:   Şahsi hürriyete giden en esaslı yol, kendinizi meydana çıkaracak kuvvetlerin meydana çıkmasına yardım etmektir. Faal olunuz!  Sorumluluk kabul ediniz!  Bu yalnız seçime gitmekle olmaz.  İnandığınız şeyler için çalışmakla olur.  Eğer bunu yapmazsanız, siz kendi kaderinizi, faaliyet gösteren başkalarının eline teslim etmiş olursunuz.  Sizin çalıştığınız hangi gruplar memleketin kalkınmasında rol oynamaktadır?  Yoksa siz bütün işleri hükümete mi bırakıyorsunuz.  Eğer böyle yapıyorsanız,  ünlü tarihçi Edith Hamilyon'un, 'Atina'nın Çökümü' hakkında yazdığı şu satırlar sizi ilgilendirebilir.  'Atinalıların en fazla arzu ettikleri hürriyet, sorumluluktan kaçma serbestliği olduğu zaman, onlar artık hür olmaktan uzaklaştılar ve bir daha da hür bir ulus olamadılar'.
 
Fertler, gönüllü gruplar halinde hoşlarına gitmeyen şartları ortadan kaldırmak için daha tesirli çalışabilirler, fakat kuvvetli iradesi olan bir şahıs yalnız başına bazen daha büyük bir hareket meydana getirebilir.
Amerika'da güney eyaletlerinden  birinde ilk zenci öğrencinin üniversiteye alınıp alınmaması konusu hararetli tartışmalara yol açarken, özel bir üniversitenin rektörü, cemaatin ve öğrenci temsilcilerinin de desteği ile  40 zenci öğrenciyi üniversiteye almıştır. Rektörün yardımcılarından birine,  onun bu hayret verici başarısının sebebini sorduğu zaman, şu cevabı almıştım:  
'Cesur bir adam tek başına çoğunluktur.'
Hakikat şudur ki, çoğumuzun hürriyetini çoğaltmak için, şahsen yapacağımız  birçok şeyler vardır.  Biz kendimizi şahsi hürriyeti geliştiren vasıflar ve şartlarla donatabiliriz. Bunu yaparken de herkes için daha iyi bir hürriyet ortamı yaratmağa yardım ederiz.
Not: Rahmetli Nüvit Osmay'ın İNSAN MÜHENDİSLİĞİ'nden alıntı.

kültürsanat     13.07.2009 12:52:30
GELECEĞİN SUÇLUSUNU YETİŞTİRMENİN EN BASİT YOLU
  1. Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeğe başla!  Bu şekilde o, bütün dünyanın kendisinin geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.
  2. Kötü sözler söylediği zaman, gül.  Böylece o, kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.
  3. Ona manevi, ahlaki hiç bir eğitim gösterme, 21 yaşına gelince kendisi karar versin, diye bekle.
  4. Yerde bıraktığı her şeyi kaldır, kitapları, ayakkabılarını, elbiselerini.  Onun için her şeyi sen yap ki, o bütün sorumlulukları başkalarına yüklemeğe alışsın.
  5. Onun önünde sık sık kavga edin.  Bu sayede bir gün aile parçalanırsa, o da o kadar şaşırmayacaktır.
  6. Çocuğa istediği kadar harçlık ver.  Hiç bir zaman kendi parasını kendi kazanmasın.  Hayatta karşılaştığın güçlüklerle onun da karşılaşmasına ne lüzum var?
  7. Yiyecek, içecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getir. İstediklerini yapmamak tehlikeli soğukluklara sebep olabilir.  
  8. Komşulara, öğretmenlere ve polislere karşı daima onun tarafını tut.  Onların hepsinin çocuğa karşı peşin hükümleri vardır.
  9. Günün birinde başına gerçekten bir bela gelirse, ona bir şey yapmadın diye kendinden özür dile.
  10. Onu, felaket dolu bir hayat için hazırla. Muhakkak onu bulursun.
Hazırlayan:  Houston Polis Müdürlüğü
Not:  Rahmetli Nüvit Osmay'ın İNSAN MÜHENDİSLİĞİ'nden alıntı.

kültürsanat     13.07.2009 12:50:20
MUTLULUĞU ŞARTA BAĞLAMAYIN
Zenginlik, sizce mutluluğun temeli midir?
 
MUTLULUK  bir insanın başkalarını ilgilendiren ve onlara faydası dokunan alışkanlık ve  yeteneklere sahip olması ve bunları insanların hizmetine sunmasıdır.  Kendini bu şekilde geliştirmiş, olgun bir insan sevmeyi ve vermeyi iş edinmiştir.  Sevdikçe ve verdikçe mutluluğunu artırır. Mutluluğu artınca da kendini yenileyerek yeni değerler  kazanarak daha çok vermeyi diler.  Mutlu kişilerin şu ortak özelliklere sahi olduğunu gözledim: 
 
 
  • Sağlıklı olmak.
  • Yeterince varlıklı olmak. (Geçim sıkıntısına boğulmamak.)
  • Karşılıklı sevgi, saygı ve güvene dayalı bir aile düzeni kurmak.
  • Sevdiği bir işte çalışmak ve başarılı olmak.
  • Sosyal çevreden sevgi, saygı ve ilgi görmek.
  • Sevmek ve insanlara gönülden hizmet etmek.
  • Allah'a inanmak, geleceğe güvenle bakmak.
Toplumumuzda mutluluk arayışında insanların düştüğü en büyük hata, mutluluğu şarta bağlamaktır. Genellikle, genç kızlar evlenmekle, genç delikanlılar zengin olmakla mutlu olunacağını sanır.  Mevki elde etmek, iktidar olmak, ünlü olmak gibi 'mutluluk koşulları' da    yaygındır. Hâlbuki mutluluk, almakta değil vermektedir. İki mutsuz insan evlenirse ortaya mutluluk çıkmaz.  Mutluluk bir başkasından elde edilmez, mutluluğu insanın kendisi yaratır. Zenginlik de tek başına mutluluk garantisi değildir.  Yoksulluk mutsuzluğa yol açar ama bunun tam karşıtı olan, 'Zenginlik ille de mutluluk getirecek' demek, doğru değildir.

kültürsanat     13.07.2009 12:48:03